beware: walker inside

8/7/2006

Post New Year Ambition Deficiency Syndrome (PNYADS)

 

All the years passed
Without any achievements
Any success, any money, any enjoyment
Not only the years have passed,
But also i got older.
My skin is not tight as that of in the previous year.
My heart is like an engine of a 50 years old chevy.
My eyes are not seeing small flies from miles anymore.
Anymore!
Yes that is the word resembles the cryin old man inside me.
Walker still walks through my veins,
My liver, my brain,
Catalyzing oxidative phosphorylation inside each and every cell in my body.
Vivaldi tries to wake me up, sure he will not.
My cat,
I call him cat, helping vivaldi..
No its my life neither vivaldis nor cats..
It's my life full with my own disappointments
And my own
Discourage.

You should be better to give up cat,
Vivaldi has done so, thanks to winamp!!
You re my best friend johny
Walk inside me forever without visiting the kidneys.

8/7/2006

Çöl

Çölde ölümsüzlüğü arayan bir hemetos protest ti

15 bacagi vardi digerlerinden 1 eksik

Devamlı sola götürüyordu olmayan bacağı

Arkasında uçuşan kumların bile örtemediği

İzini birakiyordu farkina varmadan

Anlamiyordu neden sürekli gittiğini

Dengesiz dünyanın dengesiz prostestiydi

Anlamsız dünyayi anlamaya çalişan

 

Bir karinca sürüsüyle karşilaşti ilerde

Korktu neden korktugunu bilmeden

Gerisin geriye dönmek daha ürkütücüydü

Biraz daha sola kırdı daha hızlı adımlarla

Yürüdü durdu yürüdü durdu

Ama bir kere bile arkaya bakmadı

Başladiği noktaya geldiginin farkina varmadi

Tam orada durdu

Arka bacaklarıyla kuyrugunu temizledi

 

Çölde çizmiş oldugu kalp şeklinden

Sadece yukarda süzülen hermos pennes haberdardı

 

8/7/2006

DKN

Dipsiz Kuyudan Notlar

Dipsiz kuyudan notlar

Yaz,yaz,yaz…
Bitmiyor.
Paragraflar yarım
Kelimeler Eksik
Silemiyorsun da,atamıyorsun da
Devam ediyorsun
Yaralı bir sayfa uzerinde
Tirrek bir el
Korelmis ucuyla bir kalemle
Yeter diyorsun degil mi??

Dumduz bir cizgi cekmek isterken
Kalemin de kırılıyor
Gozyasların sayfanı daglıyor
Akan alevler gibi

Sayfan olmus yuregin
Gozyasiyla sulanmıs
Belli belirsiz kan birikintileri

Dibindesin dibinde
Bu sayfanın,bu dunyanın
Sevinmen gerek
Aglıyorsun oysaki
Gecen gunlere,gecen dakikalara
Gecen satırlara baktıgın zaman
Bu karanlık kuyudasın hep
Ellerin yara,tırnakların da kırık
Tıpkı kalemin gibi

Yukarıdan birisi bakiyor
Genemi diyorsun
Oysa bitmek uzereydi degil mi?
İsminin ilk harfini atiyor sana
Yeni bir harf,yeni bir paragraf
Kırık bir kalem…
Ne zaman bilmiyorsun degil mi?
Ofkeyle o harfi fırlatacagını
Gerisin geriye..

30/4/2006

Ç.A (secmeler)

1-Kalbim bir türbe ki gelen ağlar giden ağlar...
   Dizlerine kapansam kana kana ağlasam...
   Diyorlar kül olmaz ateş yanmadan...

 

Ç.A yazisından

 

2-Toplumun hassasiyeti, liderlerin saygınlığı, inançların kutsallığı, ulusun yüceliği tamam da; hani bazen kıvrak bir paradoksla, tersten bir raket vurmayı da özlüyor insan gönlü; tıpkı Anatole France'ın, kiliselerdeki Meryem Ana resimleri için yaptığı saptama gibi:
- Onlar genellikle sokak fahişelerinin portreleridir. Ressamlar, hangisiyle yatıp kalkmışsa, Meryem Ana diye onun resmini yapmıştır kiliseye...

 

3-Tristan Bernard: Aşklar, diyor; mantarlar gibidir. Zehirli olup olmadığını, iş işten geçtikten sonra anlarsın...
* * *

 

4-18. yüzyılın akıllı kadınlarından Madam Necker:
- Aşk, demiş; bir türlü sonu gelmeyen bir savaştır. Hiç kuşkusuz aşkla ilgili sözcüklerin, askeri deyimlere benzemesi de bundan... "Aşkımın önüne kimse geçemez", "Aşkıma yenildim", "Kalbimi tutsak aldı", "Beni yüreğimden vurdu", "Bir bakışta onu fethettim", "Hayatımı hançerledi", "Benliğimi parçaladı" vs...
Madam Necker'in, aşkı bitmeyen bir savaşa benzetmesine, en uygun düşecek sözü ise, Namık Kemal'in ağzından tekrarlayabiliriz:
- Galip sayılır bu yolda mağlup...
* * *
La Rochefoucauld, her zamanki gibi, yine çok bilge yaklaşıyor aşk mıknatısına:
- Gerçek aşk, diyor; cin, peri, hayalet gibi bir şeydir. Herkes ondan söz eder ama, aslında kendisini gören kişi çok azdır.
* * *
Bir de, serüvenlerin kadını George Sand'ın, şu benzetişine bakın:
- Sevilmeden sevmek, insanın sigarasını sönük bir sigaradan yakmaya çalışmasına benzer...
Kusura bakmazsanız, bendeniz de bir şeyler ekleyeyim bu benzetmeye:
- Ah keşke öyle olsaydı. Alt tarafı bir kibrit alır, yakardın sigaranı. Sevilmeden sevmek, sönmüş sigaradan sigara yakmaya değil; olsa olsa gazı bitmiş çakmakla, ısınmak için uğraşmaya benzer. Arada bir çakan bir kıvılcımla, titreye titreye sümüğünü çeker durursun.
* * *
Aynı konuda bir başka ünlü söz:
- Bazı aşklar yalçın dağlar gibidir. Doruklarında dinlenecek yer yoktur. Tepesine ulaştığın an, hemen inmeye başlamak gerekir.
* * *
Yaramazın teki olan Etienne Rey de, kendince dalga geçiyor aşkla:
- Bir kez âşık olunur sözü doğrudur, diyor. Doğrudur, çünkü kimsede bir daha başlama isteği kalmaz...
* * *
Prens de Ligne tam ters kanıda:
- Aşkta en tatlı dönem, daima başlangıçtır. Onun için sık sık, bir kez daha başlamaktan kendini alamayanlara hiç şaşmıyorum.
* * *
Doktor Besançon'dan da neredeyse sibernetik bir öneri:
- Sevişmek için yüzünüze özen gösterin; yüzünüze özen göstermek istiyorsanız da, sevişin...
* * *

5-Vatanla armut arasında hiçbir fark yoktur. İkisini de rahat rahat soyarsın. Buna karşı çıkanları, adalet adına hapishaneye koyarsın

Ç.A